Astroloji ve tarot, geleceği kesin olarak söylemek için değil; insanın kendini anlaması, hayatın döngülerini fark etmesi ve zamanın ruhuyla uyumlanması için var olan kadim yol göstericilerdir.
İnsanlık binlerce yıldır aynı soruların peşindedir:
Ben kimim? Hayatımda olanların bir anlamı var mı?
Neden bazı dönemler zor, bazı dönemler daha akıcı geçiyor?
Ne zaman adım atmalı, ne zaman beklemeliyim?
Bilgi ve bilim gelişmeden önce bile insan, bu sorulara cevap ararken gökyüzüne bakmış; sembolleri kullanmış ve sezgisine güvenmiştir.
Astroloji, her şeyin bir zamanı ve ritmi olduğunu hatırlatır.
Gezegenlerin hareketleri, hayatımızdaki dönemleri ve içsel değişimleri yansıtır.
Astroloji kaderi kesinleştirmez; potansiyeli, güçlü yönleri ve zorlanma alanlarını gösterir.
En önemlisi ise doğru zamanlamayı anlamaya yardımcı olur.
Tarot ise iç dünyaya açılan bir kapıdır.
Bir fal oyunu değil; semboller aracılığıyla kişinin farkında olmadığı duyguları ve düşünceleri görünür kılan bir aynadır.
Karar anlarında netlik kazandırır, iç sesi duymayı kolaylaştırır ve farklı bir bakış açısı sunar.
Astroloji ve tarotun asırlardır varlığını korumasının nedeni,
insanın sadece akılla değil, sezgiyle de yaşamasıdır.
Bilim “nasıl” sorusuna cevap verirken,
bu kadim bilgiler “neden” duygusuna dokunur.
Kısaca; astroloji zamanın dili, tarot ise ruhun dilidir.
İnsan bu iki dili, kendini yalnız hissetmemek,
hayata anlam katmak ve yaşadıklarını daha bilinçli karşılamak için kullanır.
Çünkü insan, en temelde kendini anlamak ister.